• DOLAR
    6,8685
  • EURO
    7,7270
  • ALTIN
    392,47
  • BIST
    1,1245
Kadriye’nin kitapları

Kadriye’nin kitapları

İncilâ ÇALIŞKAN

Güneşin ışıkları yarı aralık perdeden odaya sızdı, saten yorgandan tavana yansıdı. Kadriye ellerini tavana uzattı. Işıkları tuttu. Gülerek gözlerini açtı. Oynayan güneş ışıklarını öptü. 

Şalvarını, cepkenini giydi. Boncuklu yazmasını başına bağladı. Nakışlı çoraplarının üzerine pabuçlarını geçirdi. Kapıyı açınca odaya dolan bahar kokusunu içine çekti. Süslü horoz, tavuklar, piliçler asmanın altında yemleniyordu. Annesi erken uyanmıştı. 

Çayırı koşarak geçti. Dere boyunda yaban gülleri açmıştı. Nergislerden topladı. Yazmasına nergis bağladı. Mor menekşelerden demet yaptı. Elleri, yüzü, gömleği mor menekşe koktu. 

Çalılıktan havalanan kekliklere el salladı. “Keklik olsam hiç yere konmadan uçardım. Şimdi benim görmediğim yerleri görün siz. . .” 

İçindeki coşkuyla koştu, koştu, bahçe kapısından içeri girdi. Bahçedeki güller tomurcuktaydı. Tomurcuklara ellerini sürdü. Mor zambaklar çıt demiş açmıştı. Eğildi, yüzünü zambaklara sürdü. Başını kaldırdı, yüreğindekileri gözleriyle bulutlara söyledi.  

Babası onu tezgâhın başında bekliyordu: 

-Kadriye, oyalanmadan tezgâhın başına otur kızım. Tüccar halıyı istiyor. Yarın Başmakçı’ya gidince yeni ipleri getiririm.  

Babasına başıyla “olur” dedi. Mor menekşeleri suya koydu. Halı tezgâhının karşısına yerleştirdi. Açık pencereden yel estikçe menekşe kokusu odaya doldu. Coşkulandı. Argaçların içinden mekikleri hızla attı. Mekik sesi yüreğinin sesiyle yarıştı… . . Tık. . .Tık. . .Tık… 

Mor ipliklerle şiirlerini, pembe ipliklerle masallarını durmadan dokudu. Radyodan dinledikleriyle düşler kurdu. Konuşanlar onun gönül dostları oldu. “Herkes okulları için kitaplar istiyor, ben de istesem… Şiir kitapları… Romanlar… Okutmadılar beni, kitaplara özlemim hiç bitmiyor.” 

Bir gün tüm cesaretini topladı. Radyoya mektup yazdı. Mektubu okununca çok heyecanlandı. Telefonu eline aldı. Sözcükler biriken heyecanı, özlemi, susuzluğuyla dilinden ırmak gibi dökülüverdi… 

Postacının getirdiği kitap paketlerinden gönül açan mektuplar çıktı. Hepsine çiçek resimleriyle süslediği cevaplar yazdı. Çok uzaklarda yaşayan, görmediği, bilmediği insanlarla bağlar kurdu. Telefonda seslerini duyduğu mektup dostlarını düşledi… Babası cep telefonunu elinden aldı. Köyün kara çalan sözlerine uydu… 

Halı dokumaktan yorulunca her akşamki gibi odasına çekildi. Kitaplarını sevinçle okşayıp dizdi. Radyoya yazdığı mektubunu anımsadı: 

“Beni okutmadılar. Okumayı çok seviyorum. Hiç kitabım yok. Şiirler yazıyorum. Halı tezgâhında halı dokuyorum her gün, sabah sekizden akşam sekize kadar. Okuyabilseydim öğretmen olurdum. Okulun önünden geçerken öğretmenlere imrenerek bakıyorum. Beltarla Köyü’nden başka yer görmedim. Kuşları kıskanırım her yere gidebildikleri için. Bana kitaplar yollarsanız sevinirim.” 

Kendisine gönderilen kitaplardan çevresindekilere, okula giden çocuklara verdi. Zamanla postadan çıkan kitapları koyacak yer kalmayınca nişanlısı takıldı: 

“Evlenince kitaplarını da yanında getirecek misin? Duyduğuma göre postacı sana her gün kitap paketleri taşıyormuş. Başmakçı’da postacı, kitaplar ve sen konuşuluyorsun.” 

Gülerek nişanlısına baktı. Gözlerindeki sevgi ışıkları Kadriye’nin içini çiçeklendirdi. 

“Kitaplarım benim her şeyim. Belki bir gün kütüphane kurar herkesi okuturum.”  

Elleri dokuma tezgâhında, aklı kitaplardaydı. Halı dokumaktan yorulan gözleri gece geç saatlere kadar kitap okumasına dayanamadı. Babası dokuduğu halıları daha çabuk bitirmesini istedi. Kitap verdiği kızların anneleri kitapları geri getirip ona çıkıştı: 

“Kızlarımıza kitap verme! Onlar da senin gibi mi olsun istiyorsun? Yüzlerini, gözlerini açma! Bizim kızlarımız halı dokuyacak, evimizin geçimini sağlayacaklar!” 

Kadriye’nin annesi kadınların hepsini evinden kovdu, sürdü çıkardı: 

“Kadriye kötü bir şey yapmaz. Bilemediğiniz nakışları, oyaları gelip ona sorarsınız. Kitap okuyun deyince kızarsınız. Çocuklarınızı okula göndermiyor, küçükken tezgâha oturtuyorsunuz. Size hep para gerekli, başka iyi bir şey bilmez misiniz? Okuyan, iyi insan olur!”  

Köye her gün gelen postacı neler getiriyor diye meraklananlar, kara çalanlar çoğaldı. İşlerini bırakıp Kadriye’yi konuştular. 

Ak saçlı ninesi Kadriye’nin köşeye dizili kitaplarını görünce kuş cıvıltıları gibi sesler çıkardı. Kitapları yüzüne sürdü, sevdi, okşadı. Sonra eline keseri, testereyi aldı. Kadriye’nin kitaplarına özene bezene sergenler yapıverdi. Sandığından gül, karanfil işlemeli kanaviçe örtüler çıkardı, getirip serdi. Kitaplarla çiçek desenleri Kadriye’nin içindeki kuşları uçurdu… 

Şiir kitaplarıyla uyudu uyandı. Gün ışıklarına göz kırptı. Kapıdan çıktı. Koştu… Koştu… Derenin ıslak çakıllarını ayaklarının altında hissedince gökyüzüne baktı. Masmaviydi. Yağmur sonrası çiçekler, yapraklar, çakıllar parlıyordu. Koyunlar, kuzularıyla suya inmişti. Ellerini kuzuların yumuşak tüylerinde gezdirdi. 

“Resim yapabilsem Tanrım! Çevremde bu kadar güzellik varken ben halı tezgâhında ilmek ilmek umutlarımı dokuyorum. Kitaplarla geçen saatlerim hiç bitmesin istiyorum. Uykum gelmesin istiyorum. Sabah olmasın. Gün benim için halı dokumakla başlıyor, halı dokumakla bitiyor. Şiirlerim dilimden dökülüveriyor. Defterim halı tezgâhının altında. . .” 

Derenin coşkun akan billur suyuna baktı. Ellerini yüzünü yıkadı. Yarpuzlardan kopardı. Kucağına doldurdu. Bahçelerden koşarak geçti. Evine geldi. Babası tezgâhın başındaydı.  

“Kadriye neredesin kızım? Bu halı bugün bitecek! Tüccara borcumuz var. Yarın götüreceğim. Oyalanma! Otur dokumanın başına!”  

                                                      * *  * 

Nişanlısı geldi. Bahçede asmanın altında oturdular.  

“Kadriye, bayramda babamla baban çok sert tartışmış. Baban seni vermezse kaçırırım.” 

Kadriye saçının örgüsünü elinin tersiyle arkasına attı. Başını gökyüzüne kaldırdı.              

“Ben babamın neden böyle yaptığını biliyorum. Ablalarıma da aynı şeyi yapmıştı. Evlenip gidersem halıyı kim dokuyacak? Bu günlerde babamın elinden gelse bana uyku uyutmayacak! ‘Kitap okuma, resim yapma, nakış işleme, dantel örme, hep halı doku!’ diyor. Tüccardan borç para almış! Halı dokuyup ben ödeyecekmişim!” 

* * * 

             Bahçeden mis gülleri, mor zambakları topladı. Kucağına doldurdu. Ak saçlı ninesinin evine gitti. Kuyudan su çeken ninesine yardım etti. Hayvanları suladı. Bahçedeki sebzeleri, çiçekleri suladı. Ak saçlı ninesinin dizine başını koydu: 

“Ninem ben ne yapacağım? Nişanlım kaçalım diyor. Babam vermem diyor. Nişan bozuldu bozulacak! Ben ne edeyim? Bana bir akıl ver. Nişanlımın ardına düşüp buralardan, sizlerden nasıl ayrılayım?” 

Ak saçlı ninesi derinden bir of çekti: 

“Bak gözleri yıldızlı, saçları zambak kokan kızım. Yağmur gibi yaş dökme. Bu köyde kim kızını telli duvaklı gelin edebilmiş ki? Ben de, anan da, ablaların da öyle kaçtık işte. Düğün oğlan evinde sonradan yapıldı. Babamızın evinden gelin olup çıkamadık.”  

Kadriye başını kaldırdı, ninesinin yanına oturdu. Gözleri ninesinin derin çizgili yüzünde dolaştı. Yarpuz yaprağı gibi iki yeşil göz onu sevgiyle kucaklıyordu.  

“Başmakçı bilmediğim yer. Tanıdığım hiç kimse yok. Korkuyorum. Sizi bırakıp gidemem. Evimizi, seni, annemi çok özlerim.” 

Ninesi çenesini tuttu. Yüzünü okşadı. Gözlerini sildi.  

“Başmakçı’da akrabamız çok. Onlar seni bulur. Ben senin arkandayım. Babandan korkma.” 

* * * 

                 Odasındaki kitaplarına baktı. Seçtiklerini bohçasına koydu. Hepsini götüremezdi. Gülleri, asmayı, zambakları, kedileri, kuzuları, annesini götüremezdi. 

Yatağın üzerine oturdu. “Gitmekten korkuyorum tanrım. Sonunda babam evdeki telefonu da yasakladı. Kitaplarımla şiirlerim kaldı bana. Tanımadığım insanlarla yapabilecek miyim? Nişanlımı çok seviyorum. Bana karşı hep anlayışlıdır. Her yerden bana kitaplar geldikçe benim için sevindi. Köyde benim için kötü konuşanları susturmayı bildi. Oda kitap seviyor. Yaptığım resimleri beğeniyor. Şimdiye kadar hiç fotoğrafım olmadı! Gelinlikle fotoğrafımı çektiririz. Belki beni nişanlım Afyon’a götürür. Hiç kent görmedim ben.  Yeni evimde güller, çiçekler ekerim. Asmanın altında kitap okur, şiir yazarım. Boya alabilirsem resimler yaparım. Belki okuldaki öğretmenlerle arkadaş olurum. Belki Afyon’a gideriz. Hiç bir yer görmedim ki. Nişanlım bana radyo alır. Nişanlım diyorum, olur mu? Artık biz evleniyoruz…” 

Kitapları göğsünün üstünde uyuyakaldı. Gün ışıkları pencereden girdi. Yüzünde dolaştı. Gözlerini açtı. Telaşla giyindi. Bohçasına bir daha baktı. Pencereyi açtı. Bohçayı usulca çimenlerin üzerine bıraktı, sonra kendisi atladı. Bahçenin arkasından köyün dışına doğru çıktı. Çamlıkta nişanlısı arkadaşının otomobiliyle bekliyordu. Kadriye’yi görünce koştu, gülerek elinden bohçasını aldı. 

“Kadriye çok şükür benimlesin, dedi. Bu bohçada kitap mı var? Çok ağır! Hemen evleniyoruz, nikâh yarın.”  

Kadriye nişanlısının elini sımsıkı tuttu, başını gökyüzüne kaldırdı. 

“Evet, bohçamda kitap var. Kitaplarıyla kaçan ilk kız benim galiba… Tanrım evleniyoruz!” 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?