• DOLAR
    $2.442,1700
  • EURO
    $1,7380
  • ALTIN
    $62.529,8400
  • BIST
    $276,5700
İncilâ Çalışkan
İncilâ  Çalışkan
bandirmagazetecilercemiyeti@hotmail.com
DEDE ARKADAŞIM OLUR MUSUN?
  • 0
  • 25 Mayıs 2020 Pazartesi
  • +
  • -

İncilâ ÇALIŞKAN

Arkan, salona girdi. Elinde son okuduğu kitap vardı. Kitapta yanardağlar, seller, depremler, kuruyan ormanlar, fırtınalar, batan gemiler, düşen uçaklar anlatılıyordu. Yeryüzündeki bu iklim değişikliklerine insanlar akıl erdiremiyor, bir türlü çözüm bulamıyordu.

“Dede arkadaşım olur musun?”

Dedesi elindeki gazeteyi masaya bırakırken torununa gülümseyerek baktı:

“Elbette güzel torunum. Senin canın mı sıkıldı? Söyle bakalım, neleri merak ediyorsun?”

Arkan, dedesine sokulup onu yanağından öptü.

“Dede okuduğum kitaplarda iklim değişikliğinden ötürü dünyanın zor günler, yıllar yaşayacağı yazılıyor. Korkulara kapıldım. Nasıl baş edebiliriz, neler yapabiliriz, diye düşünüyorum ama aklıma pek bir şey gelmiyor. İnsanlar tarafından işe yarayacak çözümler de önerilmiyor.”

Dedesi torununun başını okşadı:

“Sen aslında biliyorsun. İşte ormanlar. Dünyayı korumuyor mu?”

Arkan başını hayır anlamında salladı:

“Korumaz mı dedeciğim. İnsanlar ormanlara sevgi, saygı duyuyor mu? Ormanlar sürekli yangınlarla, bilinçsiz kesimlerle yok ediliyor. Ormanlar insanların verdiği zararlardan kendilerini koruyamıyor ki dünyayı korusun. Ağaç sayısı artmıyor, her geçen gün azalıyor.”

Dedesi onun düşüncesini olumlu bir yöne çekmek istedi:

“Su kaynaklarını bilinçli kullanmak insanların aklına gelmiyor mu?”

Arkan, düşünceli düşünceli cevap verdi:

“Nerdeee dede! İnsanlar su kaynaklarını sonsuz sanıyorlar. Hiç bitmeyecekmiş gibi harcıyorlar. Oysa dağların doruklarındaki buzullar, küremiz ısındığı için her yıl azalıyor. Kurak geçen mevsimler, tarımın en büyük engeli oluyor.”

Dedesinin yüzünde bir ışıltı belirdi:

“Sana bir belgesel hazırlamıştım. Onu göstermenin zamanı geldi. Gel benimle çalışma odama!”

Dedesinin çalışma odasında belgesel filmi birlikte izlediler. Film bitince salona geçtiler. Salonda, ninesinin yaptığı ıspanaklı böreklerin kokusu çevreye yayılıyor,  çeşitli yiyeceklerle donatılmış masa onları bekliyordu.

Arkan, ninesine sarıldı:

“Nineciğim, benim için ıspanaklı börek yapmışsın. İçine kıyma da koydun mu?”

Ninesi torununu yanaklarından öptü:

“Kıymasız yapmıyorum biliyorsun. Senin beslenmen için et yemen gerekiyor. Sana ayran da hazırladım. Meyve suyu da var. Dedenle ben çayımızı içerken sen böreklerini yemeye başlayabilirsin.”

Dedesi gülümseyerek çayını yudumluyordu. Arkan, börek tabağını önüne çekti. Yemeye başladı. Ninesi merakla torununa sordu:

“Siz dedenle ne seyrettiniz? Neden uzun süre hiç sesiniz çıkmadı? Doğrusu merak ettim. Yine çok önemli bir konuyu araştırıyorsunuz, sanıyorum.”

Arkan, tabağını ninesine uzatırken:

“Nineciğim, bak koyduğun böreği bitirdim. Bir tane daha verir misin?”

Ninesi gülümseyerek torununa börek koydu. Bardağını ayran sürahisine yaklaştırdı:

“Yeniden bardağına ayran koymamı ister misin? Ispanaklı börekle ayran yudumlamak çok güzel olur.”

Arkan, ellerini çırptı:

“Yaşasın ninem! Ayranım bitmişti, isterim.”

Ninesi ayranı bardağa koyarken merakla torununun yüzüne baktı.

“Bir soru sordum. Daha cevabını alamadım. Yoksa siz, sır dolu olaylarla mı uğraşıyorsunuz? Bana sonuçları alınca mı söyleyeceksiniz?”

Arkan, masadan kalktı:

“Nineciğim, ellerimi yıkayıp dişlerimi fırçalayayım. Gelince dedemle tartışacağımız konuyu sen de öğreneceksin. Ellerine sağlık börek çok lezzetli olmuş. Ayranın tadı damağımda kaldı.”

Arkan, koşarak banyoya girdi. O, ellerini sabunlayıp dişlerini fırçalarken ninesiyle dedesi konuşuyorlardı:

“Hanım, bir belgesel vardı. Uzun zamandır onu size izletmek istiyordum. Şimdi biz onu tartışacağız. Sen börekle uğraşıyorsun diye çağıramadım. Arkan seyretti.”

Oya Hanım gülümsedi:

“Ben onu merak edip, sen yokken seyretmiştim. Unuttun mu, Arkan’a seyrettirelim bu belgeseli demiştin.”

Dedesi kahkahalarla güldü:

“Tabi, unutmadım. Üçümüz de seyrettiğimize göre şimdi tartışabiliriz.”

Arkan, salona girince sordu:

“Dedem neden kahkahalarla gülüyor. Ben yokken ne konuştunuz?”

Ninesi yanına oturan torununun saçlarını düzeltti:

“Seyrettiğiniz belgeseli, ben seyrettim, biliyorum dedim. Ona gülüyor.”

Dedesi masanın toplanmasına yardım etikten sonra masaya bir atlas getirip Asya sayfasını açtı. Hepsi haritayı iyi görebilecekleri yerlere oturdular. Arkan sordu:

“Dede Hindistan’ın kuzeyini kapatan dağlar hangisiydi?

“Himalaya Dağları oğlum. Dünya’nın en yüksek dağlarıdır.”

Ninesi elini uzatıp haritada bir yeri gösterdi:

“Bak Arkan burası da en yüksek tepesi Everest Tepesi’dir. Sekiz bin metreden daha yüksek. Hani, dağcılar çıkıyor ve haberlerde öğreniyoruz. İşte, bu dağların buzulları kurak geçen altı ay boyunca eriyerek besledikleri ırmak ve akarsularla Hindistan’ın su ihtiyacını karşılıyordu.”

Dedesi söze girdi:

“Hindistan’da en çok pirinç ekilir. Pirinç suda yetişen bir üründür.”

Ninesi gülerek ekledi:

”Bu iklim değişikliği Himalaya buzullarını eritince ürünlerin sulanması sorun oldu. Yaz mevsiminde akarsu ve dereler kuruyordu.”

Arkan, belgeseli anımsadı:

“Evet. Belgeselde, yağmursuz geçen mevsimde, derelerde su kalmayınca, tarlalarda ürünlerin kuruduğunu gördük. Köylülerin bitkin, üzgün olduğunu seyrederken insanın içi acıyor.”

Ninesi şöyle sordu:

“Arkan sadece tarlalar mı kurumuştu? Başka zorluklar yok muydu?”

Arkan cevapladı:

“Irmaklar da kurumuştu. Köy sokaklarında rüzgârlar tozları savuruyordu. Tozdan göz gözü göremez olmuştu. Çocuklar çok zayıftı.”

Dedesi söze girdi:

“Yiyecek bir şey kalmamıştı. Çocuklar çok zayıflamıştı, açlıktan hep ağlıyorlardı. Hayvanlar açlıktan, susuzluktan bir deri bir kemik kalmıştı. Kuru ot bile kalmamıştı tepelerde.”

Ninesi üzgün konuştu:

“Ne zor durumdur onların katlandıkları kuraklık?”

“Çaresi yok mu dedeciğim.”

Dede gözlüğünü silerken cevapladı:

“Kadınlar, erkekler, gençler sırtlarında dağlardaki kaynaklardan su taşıdılar.”

“Dede, köylüler çok zorluk çekiyorlardı, güneşin altında dağdan su taşırken.”

Ninesi hemen söze girdi:

“Ne yapsınlar Arkan? İçme suyu gerekiyor. Hayvanlara su vermek, bahçedeki meyveyi, sebzeyi sulamak için kaynaktan sırtlarıyla su taşımaktan başka yapılabilecek bir şey yoktu. Çaresizlik insanın gücünü öğüten değirmen gibidir.”

Dedesi çayından bir yudum aldı ve anlatmaya başladı:

“Köylüler, zorluklar içinde çırpınıyordu. Bir gün bir tarım mühendisi çevredeki köyleri dolaşırken bu köye uğradı. Köylüleri dinledikten sonra şunları söyledi:

“Siz pirinç tarlalarını sulayabilirsiniz.”

Köylüler çok şaşırdılar, hepsi birden sordular:

“Nasıl olacak, bu sulama işi mühendis bey?”

Mühendis anlatmaya başladı:

“Önce Himalaya Dağları’nın güneşe bakmayan yamaçlarına dar uzun, derin olmayan havuzlar yapacağız. Sonra dere sularıyla dolduracağız. Sular dağın eteğinde kışın buz olup donacak. Yazın sıcaktan buzlar eriyince kurak mevsimde, pirinç tarlalarını bu sularla sulayacağız.”

Köylüler yağmur mevsiminden önce dar uzun havuzları hazırlayıp duvarlarını taşlarla örmüşler. Tabanlarına serdikleri killi toprağı ağaç tokmaklarla iyice sıkıştırmışlar. Kil suyu geçirmez. Bu havuzların sayısını gün geçtikçe çoğaltmışlar. Havuzların faydasını gördükçe diğer köyler de taş duvarlı dar uzun havuzlar yapmışlar. Kurak mevsimde pirinç tarlalarını havuzdaki buzların eriyen suları ile sulamışlar. Eskisi gibi bol ürün almışlar.

Ninesi merakla sordu:

“Havuzların çevresini taş duvarla çevirince içindeki su ne zaman buz tutmuş?”

Dede kendisine sokulan torununun başını okşarken cevapladı:

“Köylüler sonbaharda havuzları hazırladılar. Bazı ustalar taş kırdı, bazı ustalar taşlarla duvarları ördü. Kadınlar ve gençler de sırtlarıyla killi toprak taşıyıp su geçirmez havuz tabanını oluşturdular. Havuzlar dağın güneş görmeyen yüzüne yapıldı ve havuzlar birbirine küçük kanallarla bağlandı. Kışın dağın başındaki buzlar gibi havuz suları da dondu. Kurak mevsimde sıcaklar basınca havuzlardaki buzlar eridi. Köylüler suyu kanallarla tarlalarına akıtarak sulama işini gerçekleştirdiler.”

Arkan, ellerini çırptı:

“Dede ne güzel anlattın. Köylüler havuzlar sayesinde yazın suya kavuşunca pirinç tarlalarını, ekebildikleri için her akşam ne güzel eğlenceler düzenleyip kutladılar. Şarkılar söyleyip danslar ettiler.”

Ninesi Arkan’a takıldı:

“Bak sen torunuma! Filmin sonundaki eğlenceye daha çok ilgi göstermiş.”

Arkan, biraz da ninesinin kucağına başını koydu, nazlandı:

“Nineciğim dans etmeyi, şarkı söylemeyi her şeyden çok seviyorum. Ama merak ettiğim bir şey aklıma takıldı. Köylülerden hiç kimse havuzların yapılmasına karşı çıkmadı mı? Taş kırıp duvar örmek sanıldığı kadar kolay değildir. Bunu filmi seyrederken gördük.”

Ninesi cevap verdi:

“İşte beklediğim soru buydu? Herkes tarafından onaylandığını sanmıyorum. Daima katılmayanlar, güzel ve iyi şeylere engel olmak isteyenler çıkar. Zorluklar olur. Yeniliklere karşı duranlar hep vardır.”

Dedesi şöyle dedi:

“Olmaz mı, taş havuzların yapımının çok zaman alacağını, dağdaki kaynağın köye getirilmesini önerenler, ısrar edenler oldu. Böylece ikiye ayrıldılar. Bir grup dağdaki kaynak suyunu kanallar açarak köydeki çeşmeye getirdi. Ama yazın suyu azalan çeşmenin tarlalara yetmediği hemen görüldü.”

Ninesi heyecanlandı:

“İşte tam düşündüğüm gibi çeşme ekibi de havuz yapanlara katılmıştır zamanla.”

Dedesi eşinin sözlerini onayladı:

“Böylece taş duvarlı havuzların yapımına tüm köylü katıldı ve işler hızlandı. Havuz sayısı on ikiye çıkarıldı.”

Arkan merakla sordu:

“Dede, ben en çok suyun toprakta kaybolup gitmemesi için tabanın kil ile nasıl hazırlandığını merak ediyorum.”

Dedesi gülümseyerek cevapladı:

“İşte bu da zor sorulardan hanım! Arkan nasıl dikkatle izlemişti belgeseli gözledim. Köylüler kili çok uzaktan çuvalları sırtlarında taşıyarak, getirdiler. Havuz tabanına serdiler. Sonra üzerinden taştan yapılmış silindirleri yuvarladılar. Arkasından toprağı ağır ağaç tokmaklarla döverek sıkıştırdılar. Böylece havuz tabanı betonlanmış gibi suyu geçirmez oldu.”

“Başka sorumuz kalmadı. Ben sana taze çay demledim. Hazır olunca çayını tazelerim,” dedi Arkan’ın ninesi.

Dedesi sözlerini şöyle tamamladı:

“Hanım, çay tazelemeye hayır diyemeyeceğim. Hasat zamanı, bu mühendisi köylüler büyük bir şölen düzenleyerek davet ettiler. Ürünün bereketini kendisine gösterip minnetlerini, teşekkürlerini söylediler. Sonra şölende bolluk içinde yediler, içtiler. Başarmanın, kazanmanın sevinciyle hepsi çok eğlendiler. Eğlencenin sonunda mühendis hepsine sarılarak veda etti.”

Arkan hemen sordu:

“O çalışkan mühendis nereye gitmiş dede?”

Dedesi eşinin getirdiği taze çaydan bir yudum içip torununun sorusunu cevapladı:

“Başka köylere kanallar, barajlar, havuzlar yapmaya gitmiş. Köylülerin tarımda çektikleri zorluklara çözüm bularak yardım etmiş.”

Arkan yeniden ellerini çırptı:

“Dedeler, nineler de torunlarını lunaparka götürüp eğlendirmek için hazırlık yapmışlardır.”

Arkan’ın bu gezme isteğine üçü birden kahkaha ile gülmeye başladılar. Annesiyle babası dış kapıdan girince gülüşmelere katıldılar. Lunaparkı duyunca Arkan’ın babası şöyle dedi:

“Ben gidip arabamı park yerinden buraya getiriyorum. Siz de kapının önüne çıkın.” Arkan ellerini çırpıp havaya zıpladı:

“Yaşasııın, yaşasııın!”

Sonra babasının arkasından koştu ama yetişemedi. O da kapının önünde uyuklayan kedileri kovalayıp güldü.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
arkadaaş dede ol

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM