• DOLAR
    8,1506
  • EURO
    9,6255
  • ALTIN
    498,48
  • BIST
    1,1804
GAZİ ATATÜRK DİNDARDI, HEM DE EN HAS OLANLARDAN…

GAZİ ATATÜRK DİNDARDI, HEM DE EN HAS OLANLARDAN…

Rahmetli merhum Prof. Dr. Haydar Baş Beyefendi, Gazi Atatürk’ün KUTBU’L-AKTAB (Kutuplar Kutbu) olduğunu söylediğinde yer yerinden oynamıştı o günleri hatırlarsınız, adeta kıyametler kopmuştu. Birtakım çevreler hemen ayağa kalkmışlardı; sosyal medyada, haber portallarında, YouTube’da yayınladıkları videolarda, televizyon programlarında ve gazete köşelerinde demediklerini bırakmadılar; hem Gazi Atatürk hakkında hem de rahmetli merhum Haydar Baş Bey hakkında.

“ATATÜRK’Ü ÖVDÜĞÜ YETMEDİ ŞİMDİ DE BAŞIMIZA EVLİYA YAPTI, BU KADAR DA OLMAZ” minvalinde ne kadar hezeyanları varsa fırsat bu fırsat kustular, kustular…

Hatta yetinmediler, bunu bir imkâna çevirmek istediler, Atatürk düşmanlığını yeniden alevlendirmek için. Çünkü Haydar Baş Bey’in çıkışıyla ülke sathında bir Atatürk sevdası aldı başını gitti. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi, bir şeyler kökünden değişiyordu; millet, kendisine vatan bırakan Ata’sına vefa borcunu ödemek istiyordu.

Ve artık biliyordu ki; GAZİ ATATÜRK DİNDARDI, HEM DE EN HAS OLANLARDAN…

Peki, kim bu kırmızı görmüş boğa gibi Gazi Mustafa Kemal’e saldıranlar?

Onlar; saltanat rejimini İslâm, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti İslâm dışı hatta İslâm düşmanı kabul edenler… Dolayısıyla Gazi Atatürk için “İSLÂM’I YIKAN ADAM, DİNSİZ” diyenler…

Atatürk onlara göre dinsizdi. Aslında durdukları yere göre verdikleri hüküm o günlerde doğru. Durun, okurlarım hemen itiraz etmeyin. Ne dedik yukarıda; bu adamlar saltanat rejimini İslâm belleyenlerdi. SALTANAT REJİMİ, EMEVİ İSLÂMI’NIN DÜZENİDİR! Emevi İslâmı’nı müntesipleri tabii ki GAZİ ATATÜRK’E DİNSİZ DİYECEKTİ!

Ama aynı Atatürk Allâh’ın dini İslâm’ın Mü’miniydi hem de velayet derecesinde…

Değerli okurlarım, biz merhum Haydar Baş Bey’den öğrendik ki, ATATÜRK EHL-İ BEYT SOYUNDANDIR, Nuh’un gemisinde olandır. Vatanı ve Milleti için yaptığı her şeyi, gördüğü yüce himmet sayesinde gerçekleştirmiştir. O himmet ki arkasında Hz. Peygamber (s.a.v.) var, Hz. Ali (r.a.) var… Geçmişte Resûlullah’ın, Hz. Ali’nin (r.a.), Hz. Hüseyin’in karşısında hangi zihniyet vardıysa; dün olduğu gibi bugün de Atatürk’ün karşısında aynı zihniyet vardı.

Nokta…

Şimdi gelin Atatürk’ün velayetine bir delil daha gösterelim:

İslâm’a özellikle tasavvufa vâkıf olanlar bilirler ki veli bir zât ne kadar kendini gizlese de ona ikram edilen kerametler mutlaka zuhur eder ve bu olağanüstü durumun mutlaka şahitleri olur. Aynen şimdi aktaracağım hadisede olduğu gibi…

Sakarya Meydan Savaşı öncesinin kritik günleridir. Mustafa Kemâl, 18 Temmuz 1921’de Batı Cephesi Karargâhı’na giderek İsmet Paşa’ya orduyu Sakarya Nehri’nin doğusuna çekme emrini verir.

Türk ordusu çekilirken o anda Ankara’da boz renkli bir binanın dar bir odasında Yakup Kadri olağanüstü bir olaya şahitlik etmektedir. Şöyle anlatıyor Yakup Kadri:

“Atatürk, masa üzerindeki bir haritada bulundukları yeri gösterdikten sonra ordunun Eskişehir’in Kuzey ve güneyinden kavis halinde geri çekildiğini, gecenin serin, aydınlık ve yürüyüş için uygun fakat bu tatlı havanın günün yorgunluğundan sonra insanı uykuya da sevk edebileceğini, yürürken uyuyan, özellikle at üzerinde uyuyan askerler gördüğünü ifade etmişti.

O anda gözlerini kapayan Atatürk, bütün cephe arkadaşlarının ne yaptıklarını, ne durumda olduklarını görür gibiydi. Örneğin (?) tümen komutanı hesapça ancak (s..) köyüne varmış, varır varmaz köyün en rahat evinde seyyar karyolası üzerinde gaflet uykusuna dalmıştı. İsterlerse bunu kanıtlayabilirdi. Oysa ertesi gün için düşmanla aralarına en az 100-150 kilometrelik bir mesafe konulmasını emretmişti. Öngörüsünü kanıtlamak için genç bir subaya söz konusu komutanla bağlantı kurulmasını emretti. Bir süre sonra dönen genç subay tümen komutanının (?) köyünde dinlenmekte olduğunu, telgraf memurunun ‘uyandıralım mı?’ diye sorduğunu haber vermişti.

Atatürk daha sonra, bana ‘(?) komutan beyi arayınız’ dedikten sonra yanındakilere göz kırpmış, onu bulamayacaklarını söylemişti. Çünkü o komutan emredilen mevkide yerleşmek için doludizgin yol alıyordu. Biraz sonda dönen görevli, Atatürk’e komutanla bağlantı kuramadıklarını

bildirmişti.” (Prof. Dr. Sabahattin Özel, Mustafa Kemâl Atatürk – Yeni Gerçekler, Yeni Düşünceler, İş Bankası Kültür Yayınları, Sf. 188, 189).

İslâm’ı Ehl-i Beyt’ten koparıp, Emevi zihniyetine indirgeyenler, Allâh’ın yüce dinini sadece kisveden ibaret görenler, tasavvufu da istismar ederek ticaret kapısına çevirenler tabii ki bunu keramet olarak kabul etmeyecekler. Ne yapalım ki topyekûn tabiatı uyandıran Nisan yağmuru yılanı kör eder.

Bizi uyandıran bereketli yağmura, rahmetli merhum Haydar Baş Bey’e minnet duygularımla…

YAZAR: Orhan ORGARUN

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?