• DOLAR
    8,2658
  • EURO
    9,6917
  • ALTIN
    499,50
  • BIST
    1,1726
II. ABDULHAMİD’İN HATIRATINDAKİ NET YAKLAŞIMI…

II. ABDULHAMİD’İN HATIRATINDAKİ NET YAKLAŞIMI…

Latin Alfabesine Geçiş II. Abdulhamid’in Arzusu!

Hanelerindeki bin türlü teseyyübü (Kayıtsızlık, Üşenme, tembellik.) göremeyip âleme nizamât (Nizam, Nizamlar, düzenler.) vermeye kalkışan Yeni Osmanlıcı Hayalperestler ile kırmızı fesli insanların borazanlığına soyunan biraz mürekkep yalamışlar, Latin alfabesine geçiş bahanesiyle Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’e demediklerini bırakmıyorlar.

İnönü dönemindeki kendine has özgü olan bazı yasakları Gazi Atatürk’e mal edip küfür-kafir gidiyorlar.

Halbuki alfabenin yetersizliği tartışmaları ve Latin alfabesine geçiş talepleri, daha Mustafa Kemal Paşa dünyaya gelmeden çok önce, Osmanlı’da 1850’lerde başlıyor; bu akıma Ahmet Cevdet Paşa ve Münif Paşa’lar öncülük ediyorlar. (Hüseyin Sadoğlu, Türkiye’de Ulusçuluk ve Dil Politikaları, Sf. 23., Bilgi Ünv. Yay., İstanbul 2003)

Yeni Osmanlıcılarımızın, siyasette İKİNCİ MEHDİ, HATTA İKİNCİ PEYGAMBER OLARAK GÖRDÜKLERİ II. ABDULHAMİD HAN, LATİN ALFABESİNE GEÇİŞİN ŞART OLDUĞUNA İNANIYOR, kendi yazdığı hatıratında bunu bizzat ifade ediyor.

Latin alfabesine geçiş sebebiyle Gazi Atatürk’ü küfür ile, dinsizlikle itham edenler, LATİN ALFABESİNE GEÇİŞİ ŞART GÖREN II. ABDULHAMİD’İ İSE CENNETE SIĞDIRAMIYORLAR!

Bu paradoksal aydın ihanetinde, dünden bugüne Türkiye Cumhuriyeti Devletini hedef alan İngiliz, Yunan ve Amerikan misyonerliğinin varlığını iyi bir şekilde görmek gerekiyor!

Olan vakıa (olay) şudur: Eğitimi şifahî kültüre, ezbere ve nakilciliğe teslim olmuş OSMANLI’DA OKUMA-YAZMA ADETA BİR ANLAMDA SIFIRLANMIŞTIR.

Türkiye Cumhuriyeti, halefi olduğu Osmanlı’dan yüzde 9-10 civarında bir okur-yazar nüfus devralmıştı. Bunun yaklaşık yarısı gayrimüslim idi. (1925-1926 T.C. Devlet Salnamesi, İstanbul 1926, sf. 166’ya ek tablo; Prof. Dr. Cemil Öztürk, Cumhuriyet Döneminde Öğretmen Yetiştirmede Model Arayışları, sf. 284-285, AYK Sempozyum/ 7-9 Aralık 2005 Kitabı, Ankara 2010).

Ziya Paşa, 1868’de, Ermeniler ve Rumlar arasında 10 yaşına kadar ana dilinde okuma-yazmayı öğrenmeyen bir çocuğun ender bulunduğunu; oysa Türkler arasında 15 yaşında pek az kişinin 2-3 satır Türkçe yazabildiğini, ifade ediyor. (Ziya Paşa, Hürriyet, 7 Eylül 1868, sf. 11).

Nitekim 1879’da eğitime açılan Eczacılık Okulu’nun 1899’da var olan 206 öğrencisinden; 124’ü Hıristiyan, 52’si Müslüman, 30’u Musevi idi. Bu yıllarda İstanbul’da bulunan 252 eczahânenin yalnız 7’si Müslümanlara aitti. Hıristiyanların 230, Musevilerin de 15 eczahâneleri vardı. (Osman N. Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, sf. 657, c. I-II, İstanbul).

Öyle ki, Osmanlı idaresine alınacak bir eleman için Türkçe bilme şartı getirilmek durumunda kalınmıştı. Kanun-ı Esasî’nin 18. Maddesi “TEBAA-İ OSMÂNİYENİN HİDEMÂT-I DEVLETTE İSTİHDAM OLUNMAK İÇİN DEVLETİN LİSÂN-I RESMÎSİ OLAN TÜRKÇEYİ BİLMELERİ ŞARTTIR” şeklindedir. (Prof. Dr. Suna Kili, Türk Anayasaları, sf. 11, Tekin Yay., İstanbul – 1982).

Eğitim seferberliğinin yaşandığı II. Abdulhamid devri Osmanlı İmparatorluğunda, sultanın kendi beyanıyla, toplam mektep sayısı 20 bin civarındadır. Anlaşılan o ki, II. Abdulhamid öncesi devirde toplam okul 10 bin civarındaydı. Okuma-yazma oranına bakıldığında bu okulların yarıdan fazlasının azınlık okulları olduğu görülür. (II. Abdulhamid Han, Siyasi Hatıratım, sf. 178-179, Hareket Yay., İstanbul 1974; Siyasî Hatıratım, sf. 189-192, Dergâh Yay., 1999).

İzmir Milletvekili Şükrü Saraçoğlu 1924 yılındaki TBMM konuşmasında okuma-yazma oranımızı yüzde 2-3 olduğunu açıklıyor: “HACIMIZIN, HOCAMIZIN ÂMİRİMİZİN MEMURUMUZUN GAYRETİNE, YILLARDAN ASIRLARDAN BERİ YAPILAN BUNCA FEDAKÂRLIKLARINA RAĞMEN HALKIMIZIN ANCAK YÜZDE 2’Sİ VEYA YÜZDE 3’Ü OKUMUŞTUR” diyor. (TBMM Zabıt Ceridesi, 111. İctima, 25.2.1340, sf. 336).

1800’lardan sonra dönemin Osmanlı aydınları alfabe konusunu mütalaa ve müzakere ediyor; Sultan II. Abdulhamid başta olmak üzere akl-ı selim kesim, Latin alfabesine geçişi zaruretine inanıyor.

Bu arzu ve talep, 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı Kanun ile Büyük Millet Meclisi tarafından Latin alfabesi kabulü ile gerçekleşiyor.

II. Abdulhamid, Latin alfabesine geçiş arzusunu ve talebini kendi hatıratında şöyle açıklıyor:

“Halkımızın büyük bir kısmının okuma-yazma bilmemesi çok şaşılacak bir şey değildir. Yazma-okuma sanatını öğrenmek arzusu diğer milletlere nazaran daha az olmamakla beraber ya imkân azlığından veya güçlüklerden dolayı bu vazifeden kaçmaktadırlar. Zira yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için Latin alfabesini kabul etmek yerinde olur. Her ne kadar bu harflerle lisanımızdaki bazı sesleri vermek güçlüğü mevcut ise de, bunu ayarlamak şüphesiz kabil olabilir. Aklı başında hiç kimse de öğrenmeye düşman olamaz” (II. Abdulhamid Han, Siyasi Hatıratım, sf. 178-179, Hareket Yay., İstanbul, 1974).

II. Abdulhamid’in hatıratındaki bu net yaklaşımı, Yunan ve İngiliz sözcüsü çağdaş Atatürk düşmanlarının iftiralarını kursağında bırakıyor. Bu yüzden, güya Hatırat nüshalarını tartışmaya açıyorlar.

YAZAR: Orhan ORGARUN

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?