Cezasızlık: Bu ülkenin en büyük suç ortağı
18 Ocak 2026, Pazar 01:52Gazetelerde aynı manşet: “Yüreğimiz yandı.”
Ama bu cümle artık bir vicdan ifadesi değil; sorumluluktan kaçmanın en kısa yolu.
15 yaşındaki Atlas Çağlayan öldürüldü.
Mattia Ahmet Minguzzi öldürüldü.
Muhammed Kendirci öldürüldü.
Emir Koçhan öldürüldü.
Ve devletin kayıtlarında hepsi birer “olay” olarak duruyor. Oysa ortada bir olay değil, çalışmayan yasalar ve uygulanmayan devlet sorumluluğu var.
Başlayalım.
1. Türk Ceza Kanunu (TCK) – Caydırıcılığı bilerek boşaltılan maddeler
TCK 31. madde, “suça sürüklenen çocuk” kavramını düzenler. Ama uygulamada bu madde, çocuğu korumak için değil, şiddeti hafifletmek için kullanılıyor. Ağır şiddet içeren suçlarda bile “yaş küçüklüğü” gerekçesiyle cezalar indiriliyor, erteleniyor, fiilen ortadan kaldırılıyor.
Sonuç?
Bıçak çeken de biliyor, öldüren de biliyor: Ceza almayacağım ya da kısa sürede çıkacağım.
Bu hukuki gerçek, bugün çocuk cinayetlerinin zeminidir.
2. Çocuk Koruma Kanunu (5395) – Kâğıt üzerinde kalan devlet
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu; risk altındaki çocuklar için koruyucu, önleyici ve destekleyici tedbirleri zorunlu kılar. Peki uygulamada ne var?
– Suça sürüklenen çocuklar yıllarca izlenmiyor.
– Şiddet eğilimi raporlanan çocuklar aileye “teslim edilip” bırakılıyor.
– Psikososyal destek neredeyse yok.
Bu kanun uygulanmış olsaydı, bugün “malum tipler” diye konuştuğumuz çocukların büyük bölümü o noktaya hiç gelmeyecekti.
3. Milli Eğitim Bakanlığı – Okulu sadece dershane sanan anlayış
Rehber öğretmen sayıları yetersiz.
Psikolojik danışmanlık fiilen yok.
Şiddet eğilimi gösteren çocuklar “okulun sorunu değil” denilerek sistemin dışına itiliyor.
MEB, okulu çocuğun hayatından çekti.
Geriye yalnızlık kaldı.
Yalnızlık da şiddeti besledi.
4. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı – Risk raporu üretip müdahale etmeyen kurum
Bu bakanlık çocukları korumakla yükümlü. Ama pratikte yaptığı şey çoğu zaman sadece dosya üretmek.
– Şiddet ortamında büyüyen çocuklar izlenmiyor.
– Aile içi ihmal “özel alan” denilerek görmezden geliniyor.
– Sosyal destek, birkaç ziyaretle sınırlı kalıyor.
Sonra çocuk suça karışınca herkes “nasıl oldu?” diye soruyor.
Nasıl olacağı belliydi.
5. İçişleri Bakanlığı – İzleyip müdahale etmeyen güvenlik politikası
Suça sürüklenen çocukların büyük kısmının kabarık kayıtları var.
Mahalle mahalle biliniyorlar.
Ama “suç işlenmeden müdahale” yerine seyirci kalma politikası uygulanıyor.
Sonra suç işlendiğinde klasik açıklama geliyor:
“Adli süreç başlatılmıştır.”
O çocuk geri gelmiyor.
6. Yargı – Erteleme, HAGB ve indirim üçgeni
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması.
İyi hâl indirimleri.
Erteleme kararları.
Bunlar hukuki araç olmaktan çıktı, şiddetin sigortası hâline geldi. Caydırıcılık yok. Toplum bunu biliyor. Suç işleyen çocuklar da biliyor.
O yüzden rahatlar.
Ve en tepedeki sorumluluk: SİYASET
Bu tabloyu yıllardır biliyorlar.
Raporlar var. İstatistikler var. Akademik çalışmalar var.
Ama siyasi irade yok.
Çünkü çocuklar oy getirmiyor.
Çünkü yoksul mahalleler gündem olmuyor.
Çünkü sert tedbirler “rahatsız edici” bulunuyor.
Ve sonuç: Atlas öldü. Muhammed öldü. Emir öldü. Mattia Ahmet öldü.
Bu isimler kader değil.
Bu isimler tesadüf değil.
Bunlar uygulanmayan yasaların, ertelenen sorumlulukların ve bilinçli siyasi ihmallerin sonucudur.
O yüzden mesele “eskiden var mıydı” değil.
Mesele, bugün neden bu kadar rahat öldürdükleri.
Ve cevabı net:
Çünkü devlet görevini yapmıyor.
Çünkü hukuk caydırmıyor.
Çünkü siyaset susuyor.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum