• DOLAR
    7,9471
  • EURO
    9,4891
  • ALTIN
    462,26
  • BIST
    10,6676
Ahmet Atak
Ahmet  Atak
ahmetatak74@gmail.com
SÜRÜ
  • 2
  • 18 Mayıs 2020 Pazartesi
  • +
  • -

Sürü tekliklerin ötesinde, onu oluşturan parçacıkların doğasından bambaşka bir yapıya evinmiş bir olgudur. Bir damla sağanakta yağmura, sonra yerde sele dönüşür ve tek başına olduğundakinden bambaşka bir vücuda bürünür. Ona bakan bilinç selde damlayı göremez olur. Damla, hala kendisinin bir damla olduğunu sansa dahi tekbir damla olmanın doğasını çoktan unutmuş akan suyun dinamiklerine kendini bırakmış ve adamıştır.

Evet, sürü kavramı aslında insanlarında dahil olduğu canlı gurupları için kullanılır ama damla metaforu ve onun masum bir damladan azgın bir sele dönüşüm söylevi dilimizde ve algı dünyamızda tekilin çoğula dönüşüm sürecinin nasıl canlandırıldığını vurgulamak acısından değerli diye düşünüyorum.  Lego tuğlaları gibi küçücük parçacıklar bir araya gelince formları ve işlevleriyle bambaşka bir görünüm ve yapıya dönüşüveriyorlar.  Ve ona bakan göz artık tuğlayı değil evi görür oluyor. Biraz daha uzaktan bakıldığında ev değil kasabalar kentler görünür ve tuğlanın varlığı unutulur silinir gider.

Hayvanlar aleminde sürü olgusu değişik formlarda çıkar karşımıza. Bir balık sürüsü bir balıktan başka bir varlığa dönüşmüştür artık. Balık tek başına bir varlıktan bireye bir bütününün birçok parçacığından birine evirilmiştir.  Sürü parmak kadar bir balığa bir balina cüssesi edindirmiştir.  Yeni bir beden yeni bir ruh. Okyanusta balık sürüleri gökyüzünde kuşlar otlaklardaki yaban sığırları gurubun verdiği bu yeni bedende güven hissi içinde yaşarlar. Ama gurubun verdiği yeni bedenin yarattığı güven bu kamuflajı fark eden bir yırtıcı karşısında boş bir yanılgıya dönüşür. Kamuflaj kapan olur ve bir kefen gibi sarmalar gurubun kaderini.

Timsahların önüne atar kendini yaban sığırı sırf ondan önceki sığırlar aynı nehri hep aynı yerden geçtiler diye. Karnı aslanların pençeleriyle deşilen bir başka sığırın yanından geviş getirerek geçerken düşünemezler neden her yıl hep aynı otlaktan aynı yolu izleyerek aynı yerlerde pusu kurmuş aynı aslanlara kurban edildiklerini.  Okyanusun soğuk ve mavi derinliklerinde orkaların opera düetlerini andırır sesleri eşliğinde son üyesine kadar tüketilen balık sürüsündeki bir sardunya sürünün kamuflajının çoktan bir kefene dönüştüğünü asla algılayamaz ve tek başına kaçmak yerine son yoldaşıyla beraber yem olana dek aynı yerde dönüp durur.

Sürü bireye tek başına asla erişebilemiyeceği doğa üstü yetiler kazandırır ve olanaklar sağlar. Aynı zamanda onu guruba bağımlı ve tek başınayken çok zayıf bir varlık haline getirir.  Sanki ortada bir pazarlık, bir değiş tokuş yapılmış gibidir.  Toplumsal yetenekler artarken bireysel yetenekler ters oranlı olarak azalır. Bireysel yetilerin toplumsal yetiler uğruna feda edilmesi gibi kendiliğinden gelişen bir süreç yaşanır. İnsanlarda dünyamızdaki yaşamın ve evrimin kaçınılmaz bir sonucu olarak sürü yaratıklarıdır.  Avcı toplayıcı insan kendi barınağını av aletlerini giysilerini ve ayakkabılarını tek başına yapabiliyordu. Doğadaki bin bir türlü bitkiyi günümüz botanikçilerinden çok daha iyi bilen günlerce iz sürüp avlanabilen varlıklardı avcı toplayıcılar. Bugünlerde bu tür yetenekleri olan insanlara süper insan diyoruz. Oysa çok değil on bin yıl önce her insan oğlunun yapabildiği sıradan işlerdi bunlar.

Göbekli tepedeki ilk taşlar dikilirken tarım toplumundan önce insanlar daha büyük beyinli ve fiziki olarak da daha güçlüydüler. Buzlu nehirleri yüzerek geçebiliyor, buzullarda hayatta kalıp çölleri okyanusları aşabiliyorlardı. Sürü olarak yaşamak bize kalitesi düşükte olsa sürekli gıda ve daha da önemlisi kolektif bir akıl verdi.

Bu akıl sayesinde birimizin öğrendiğini hepimiz öğrenebiliyor çok dar bir alanda olan derin uzmanlıklarımızı bir araya getirerek Marsa giden robotlar inşa edebiliyoruz.  Bu satırları yazarken Japonya’dan gelen yeşil çayı Türkiye’de üretilmiş cam bardaktan içiyorum.  Elektrikli cam termos Almanya’da üretilmiş. Bundan birkaç yüzyıl önce imparatorların bile ulaşamadığı bu nimetler toplumsal aklın sayesinde olası oldu. Bu küresel tedarik zincirine ve onun işleyiş sekline geniş anlamıyla küreselleşme diyoruz. Yani tüm yer küre insanlarının tek bir mega sürünün parçası olması demek oluyor bu.

Tüm yer küreye yayılmış ortak bir aklı olan süper bir sürü bu. İnsanlığın süper bir sürüye dönüşmesi adeta yaşamın kaçınılmaz bir kuralıydı. Her organizma yaşamın ona yüklediği bilgiyi yani genlerini geliştirerek bir sonraki nesle aktarmakla yükümlü kılınmıştır. Bu işlem hayatta kalarak ve üreyerek sağlanıyor. Bununda yapılabilmesinin en optimum yöntemi devamlı büyüyen sürüler kurmak. Sürü büyüdükçe koordinasyon sorunları ortaya çıkar ve kendi kuruluş temelleri tehdit altında kalır. Koordinasyon ortak akıl yoluyla yani din, kültür, ideoloji gibi kavramlarla tanımladığımız süreçlerle sağlanır. Sürü devamlı dışarı doğru büyüme isteği duyar. Bunu barışçıl ya da zoraki yöntemlerle gerçekleştirir. Sürü büyüdükçe de içsel koordinasyonu sağlamak için ortak akılda yeniliklere gidilinir. Yeni yaşam tarzları, değişik akımlar, dinler ya da yeni tarikatlar, ideolojiler güncellenir değişime uğrarlar.

Bu etkin süper koloninin hayatta kalıp var olabilmesi için üretim süreçlerini sürekli optimize etmesi gerekir. Her ağacın kurdu özünde olur deyişi buraya çok uyuyor.  Büyüme arzusu, içsel koordinasyona duyulan gereksinimden dolayı koloninin ortak aklının güçlendirilme ihtiyacı ve üretim süreçlerinin sürekli optimize edinilme gereksinimi Achilles in topuğu oluyor. Bir başka deyişle sürünün var olmasını gerekli kılan temellerin hepsi aynı zamanda onun en zayıf noktaları.

Bir bizon sürüsünün tuzağa düşürülüp kayalardan atlayarak avlanması gibi, ortak akıl ve büyük sürünün olmazsa olmazı toplumsal koordinasyon birkaç önde gelen bireyin tüm toplumu yok etmesine zemin hazırlar. Hitler böylelikle tüm alman toplumunu bir savaş makinasına çevirmiştir.  Bir kara koyun tüm sürüyü ardından uçuruma sürükleyebilir.

Peki bütün bunlar ne demek oluyor.

Toplumsal hayat bize atalarımızın hayalini bile kuramadıkları olanaklar sağladı. Toplumsal hayat içinde yer almamız gereken ve sunduğu nimetlerden faydalanmamız gereken var süreç. Bu katılım, varlığımızı borçlu olduğumuz ve varlığımızı adamamız gereken bir süreç. Ama bu süreç aynı zamanda bizden onu oluşturan bireylerden de çok şeyler alan ve hatta farkında bile olamadan aklımızı ve benliğimizi köleleştiren bir süreç. Kendimiz için ve sürünün bekası için, sürünün işlemesi için gerekli kurguların yalnızca işlevsel unsurlar olduklarını unutmamalı ve içimizdeki ilkel atalarımızın gücünü hatırlamalıyız. İdeolojiler, dinler yaşam tarzları, kültür gibi kavramlar içsel koordinasyonu sağlamak için kurgulanmışlardır. Bazı böcek ve ilkel memeli sürürlerinde sesler ve kokular koordinasyon için yeterliyken insan gibi büyük beyinli primatlarda kültür gibi bir ortak akıl koordinasyon için kaçınılmaz ve gerekli oluyor.

Toplumsal yaşamın parçası olarak yaşarken bu kavramların kökenlerini bilmek bizi özgürleştirir. Ve özgürleşmiş bir akıl kendine ve yaşadığı topluma gerçek anlamda bir katkıda bulunabilir. Bir ideolojinin ya da başka bir kurgunun esiri olmuş biri topluma asla uzun soluklu verimli bir katkıda bulunamaz.

Denklemin ikici ayağı da bireyi, evi yapan tuğlayı, seli oluşturan damlayı sürüyü sürü yapan tekliğimizi kendimizi tanımamız.  Bir çamur birikintisindeki tek hücreli canlıdan senfoniler ve ilahiler yazabilen bir varlığa dönüşmüş insan. Kıtaları yürüyerek aşabilen yıldızları seyredip onlara ulaşabileceğini hayal edebilen bir insan. İçimizdeki ilkel insani keşfetmeliyiz.  Özgür bir bilinç yıkık viran bir binada fazla yaşayamaz. Sürünün bize sağladığı olanakları sık sık terk edip tekliğimizin gücünü tekrar keşfedip onun dinginliğine kavuşmalıyız.  Vücudu sağlıklı insanların aklıda verimli çalışır ve bu insanların oluşturduğu toplumlarda daha başarılı olurlar.

Bu yazıda sürü kavramına değişik bir acıdan baktık. İnsanlarda gezegendeki diğer sürü olarak yaşıysan varlıklar gibi korunmak ve kolay gıdaya ulaşabilmek için guruplar kurmaya başlamışlar.  Kendimize bu gözle bakınca günlük hayatta kullanabileceğimiz iki bulgu ortaya çıkıyor. Birincisi toplumun beraber çalışması gereken bilgisayarlar gibi senkronize olabilmesi için yazılımlara ihtiyacının olduğu. Yazılımlar nasıl güncelleniyorsa bizim toplumsal yargı sistemlerimizde güncellenebilmeli. Politik, kültürel ya da dinsel kurgular toplum içinde belli işlevleri olan programlardır yalnızca. Toplumsal yaşam değiştikçe bu programlarda değişebilmeli. Onlara bu gözle bakmak bireyi özgürleştirir ve içinde yaşadığı toplum için daha verimli bir birey yapar.

İkinci bulgu sürünün sağladığı olanaklar yüzünden kullanmayı bıraktığımız ilkel güçlerimizi tekrar keşfetmek. Her birimiz genlerimizde milyonlarca yıllık evrimin mükemmelleştirdiği yetenekler taşıyoruz. Son yüzyıllarda körelmeye yüz tutmuş olsalar da hala bilenince ilk döküldüğü günkü keskinliğini bulabilecek bir kılıç gibi genlerimizde bilenmeyi bekliyorlar. İçimizdeki ilkel insanı ve onun süper yeteneklerini keşfetmek bizi daha sağlıklı daha mutlu ve zeki bir birey yapacaktır. Mutlu ve sağlıklı bir birey de içinde bulunduğu topluma daha verimli katkılarda bulunabilecektir.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
Ahmet Atak Sürü

2 yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM