• DOLAR
    7,7141
  • EURO
    9,0509
  • ALTIN
    468,74
  • BIST
    1,1722

Bil ki, bir mezar taşıdır
İnsandan yarına kalan.
Ve unutma, Onu da
başkası yaptırır.
gerisi yalan.

Mehmet Akif Ersoy

 

KUVVET ORDUDUR…

 

Lozan’da Sözüm Ona Verdiği Ödünleri Cebine Atarak Bugünlere Yeniden Önümüzü Koyan Emperyalist Devletlerdir!

Uygarlık tarihinde “TÜRK OLMASAYDI BUGÜN TARİHTEN SÖZ EDİLEMEZDİ” denilerek, tarihsel gücü inkâr edilemeyen Türkler, batılı, beyaz hıristiyan emperyalizmin bugünkü, yüzyılımızda yenilgiden kurmaya yeltendiği dünya hegemonyasının önündeki en büyük ve çetin olan engeldir.

Lozan’da sözüm ona verdiği ödünleri cebine atarak halen 2020 yılında bugünlerde yeniden önümüze koyan emperyalizm, Gazi Mustafa Kemâl’in “GENÇLİĞE HİTABE” de işaret ettiği namûsait koşulları olgunlaştırmak için yerli işbirlikçileriyle durmadan çalışmaktadır!

Türklere yurt belledikleri topraklar üzerinde diğer kavimlere gösterdikleri hoşgörünün bedeli 21. yüzyılda bir kere daha ödetilmek istenmektedir. Emperyalizm ile yerli işbirlikçileri ve hizmetkârları Türklerin sabırtaşını çatlatmak için her şeyi yapmaktadırlar. Vatan söz konusu olduğunda çılgınlaşan, gözü hiçbir şeyi görmeyen Türk boşu boşunu sınanmaktadır. O sabır taşını bileyerek emperyalizmin oyunu bozacak yiğitlik ve asaleti gösterecektir.

Büyük Ortadoğu Projesi adı altında çizilen harita yırtılıp atılacaktır. Türk Ulusu, Misak-ı Milli Sınırları içinde bir çakıl taşı bile verme lüksüne sahip olmadığını DOSTA DÜŞMANA GÖSTERECEKTİR.

Türk Ulusunun müteharrik (Kımıldanan, oynayan, dönüp hareket eden.) GÜCÜ ORDUSU ve GENÇLİĞİDİR. Gazi Mustafa Kemâl bu olgudan hareketle ulusun varlığını, TÜRK GENÇLİĞİ’NE ve TÜRK ORDUSU’NA EMANET ETMİŞTİR. Yüzyıllardır çekilen ulusal yıkımların yinelenmemesi için Gazi Paşa’nın bugün anlamında pekişen Türk Ordusu ve Türk Subayına yönelik hitabeti, bu çalışmanın “SON SÖZ”ü olarak aşağıda aynen verilmektedir.

Gazi Mustafa Kemâl bu söylevini 31 Temmuz 1920 günü Afyonkarahisar Kolordu Dairesinde yapmıştır.

Efendiler!

Eski silâh arkadaşlarımla böyle yakından ve samimî temasta bulunmaktan büyük zevk-i vicdanî hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbihal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; mûsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülâhaza (Dikkatle bakma, iyice düşünme.) etmekte iktifa edeceğim.

Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin istiklâlini imhaya karar vermişlerdir. Milletler istiklâllerini hiç kimsenin lutfu âtıfetine medyun değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve istiklâl vermez. Milletlerde tabiaten ve fıtraten mevcut olan bu hak milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan binaenaleyh mücadele edemeyen bir millet mahkûm ve esir vaziyettedir. Böylece bir millet istiklâli gasp olunur.

Dünyada hayat için insanca yaşamak için istiklâl lazımdır. İstiklâl sahibi olmak için haîz-i kuvvet olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.

Kuvvet ordudur. Ordunun memba-ı hayatı ve saadeti, istiklâli takdir eden milletin kuvvetin lüzumuna olan iman-ı vicdanîsidir.

İngilizler, milletimizi istiklâlden mahrum etmek için pek tabiî olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine tevessül ettiler. Mûtareke şeraitinin tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bilcümle vesait-i mûdafaamızı elimizden almağa çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve zabitlerimize tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzeti nefsini ifnaya gayret ettiler. Ordumuzu

kâmilen lağvederek milleti muhafaza-i istiklâli için muhtaç olduğu nokta-i istinattan mahrum etmeğe teşebbüs ettiler.

Bir taraftan da mûdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzeti nefsine, her türlü hukuk ve mukaddesatına taarruzla milleti zillete, inkıyada (itaat, râm olma, baş eğme, boyun uzatma.) alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar.

Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci hedef-i taarruzu oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini mahvetmek, zelil etmek lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakla mevali ve müşkülât kalmaz.

Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre zabitan heyetimize teveccüh eden vazifesinin mahiyeti, emniyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

Milletimiz hür ve müstakil yaşamak lûzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna azm-i kat’î ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada şayan-i teessür seciyesizliklerin meşhut olması hiçbir vakit milletimizin kanaat-I umumiyesine iman-ı hakikiyesine sekte-i îrâs etmemiştir ve edemeyecektir.

Binaenaleyh kuvvetin, ordunun vûcudu için lâzım olduğunu söylediğim menba-ki milletin iman-ı vicdanisidir- mevcuttur. Ordu ise arkadaşlar ancak zabitan heyeti sayesinde vücut pezir olur. Malum bir hakikat-i askeriye hakikat-i felsefiyedir. “ORDUNUN RUHU ZABİTANDADIR.” O halde zabitanımız düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir ve ihya edecek ve Ordu ve Milletimizin istiklâlini muhafaza edecektir.

Millet, istiklâlinin mahfuziyetinden ibaret olan gaye-i hayatiyesini teminini orduda, ordunun ruhunu teşkil eden zabitandan bekler. İşte zabitanın âli olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin istiklâli ihlal edilirse bunun vebali zabitana ait olacaktır. Zabitan izah ettiğim âli mukaddes ve umum nokta-i nazardan uhdelerine terettüp eden vazife itibariyle bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle giriştiğimiz istiklâl mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler.

Hayat-ı şahsiye ve hususiyeleri itibariyle de zabitler fedakâran sınıfların en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürürler. Onları tezlil ve tahkir ederler. Hayatında bir an olsa bile zabitlik etmiş, zabitlik izzet-i nefsini, şerefini duymuş ölümü istihkar etmiş bir insan hayatta iken düşmanın tasmim ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır:

ŞEREFİNİ MASÛN BULUNDURAK!

HÂLBUKİ DÜŞMANLARIMIZIN DA KASTETTİĞİ O ŞEREFİ PAYİMAL ETMEKTİR.

Binaenaleyh zabit için “YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM” vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, istiklâlimizi muhafaza ederek yaşayacağız ve MİLLETİMİZİ DAİMA MÜSTAKİL GÖRMEKLE BAHTİYAR OLACAĞIZ!”

YAZAR : Orhan ORGARUN

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?