• DOLAR
    8,2658
  • EURO
    9,6917
  • ALTIN
    499,50
  • BIST
    1,1726
HEPSİNİN ORTAK NOKTASI, DİNCİSİNİN, MİLLİYETÇİSİNİN  GAZİ ATATÜRK‘E DÜŞMANLIĞIYDI ASLINDA…

HEPSİNİN ORTAK NOKTASI, DİNCİSİNİN, MİLLİYETÇİSİNİN GAZİ ATATÜRK‘E DÜŞMANLIĞIYDI ASLINDA…

Doksanlı yılların başıydı. Yeni yeni insan modelleri üretilmeye çalışılıyordu. Konuyla ilgili hiçbir İlmi olmayan birtakım gençler, ellerinde âyet mealleri dağda kırda bayırda sokaklar da ve caddelerde âyet yorumluyorlardı. Güzel olan dinimizi küçük olan akıllarına sığdırmaya çalışıp, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) ve kalbi devre dışı bırakmışlardı.

FETÖ Gülen cemaati kadrolarının, etrafa otuz iki diş gülerek, sinsi sinsi devlet kademelerine, askeri kademelere yerleştiği bir dönemden bahsediyorum. Ve bir de bütün saçmalıkları din diye kabul etmiş, Ehl-i Beyt anlayışından çok uzak olan gençler vardı.

Bunların genel olarak siyasi söylemleri yoktu. Hadisleri reddeden âyet yorumcularını azıcık deşsen, zaten DEVLETİ DE İNKAR EDİYORLARDI.

FETÖ’CÜLER daha doğrusu ise GÜLENCİLER kendilerine, sızıntılarında kim daha çok yardımcı olacaksa ona oy veriyorlardı.

Dini kabulleri mantıktan uzak olan bazı gruplarda ise söylem olarak ilk sırada olmasa bile REFAH PARTİSİ anlayışı kabul görmüştü.

Bir de ülkücü gençler vardı. Her okulun, her fakültenin, her öğrenci yurdunun bir başkanı vardı. Geneli Anadolumuzun küçük güzel şehirlerinin muhafazakâr anlayışı ile büyümüş delikanlılar. Bir şekilde Türk Ocaklarına girip bir sigara içmiş ve sigara dostluğuyla bağlanmış gençler. Nasıl tarif edeyim onları, kendi oruçlu olmadığı halde oruç tutmayanları tartaklayan, çoğunun sevgililerinin başı açık ama başörtüsü kavgalarında ön sıralarda olan malum tipler. Tabii içlerinde daha ibadetli olanları da yok değildi ama onlarda da müthiş bir kavga isteği vardı.

Bir de Refah partililer vardı, uğradıkları haksızlıkların Erbakan ile sona ereceğine iman etmişlerdi.

Reddiyeciler devleti reddediyordu. Peygamber Efendimizi (s.a.v.) bile devre dışı bırakmaya çalışan bu gruplar, GAZİ ATATÜRK’Ü ZATEN TAMAMEN DİNSİZ VE HATTA DİN DÜŞMANI OLARAK KABUL EDİYORLARDI. VATAN VE BAYRAK ANLAYIŞLARI HİÇ YOKTU!

Kendilerini Nurcu olarak adlandıran FETÖCÜLER, gençler arasında hızla yayılırken, temel öğretilerinden biri ATATÜRK DÜŞMANLIĞI OLMUŞTU!

FETÖ’nün sohbetlerine giden gençlerin çoğu bu gruptaki müritler ile birlikte takılmaya başlar. Diğer mürit arkadaşlarına karşı efendi görünmeye çok özen gösterirlerdi. Bir gün bu müritlerin içlerinden birisi sessizce “MUSTAFA KEMÂL KEFEREDİR” dedi. Hayatımda ilk defa duymuştum bu tabiri.

Çok ilginçtir, Atatürk’le ilgili ilk kötü cümleyi akrabalarımdan o dönemlerde üniversitede okuyan genç birkaç ülkücüden de duymuştum. İkinci bir kez de çiçeği burnunda birkaç nurcudan da duymuş oldum. Ve onca ülkücü tanıdığım oldu, bir tanesinin bile Atatürk ile ilgili güzel bir cümle kurduğuna şahit olmadım.

Refah partili gençler zaten dinsiz Atatürk ile başlıyor, dinsiz devlet yıkılacak elbet sloganlarıyla devam ediyorlardı. ATATÜRK DİNSİZ, DEVLET DİNSİZ, MİLLİYETÇİLİK GÜNAHTI ONLAR İÇİN. MİTİNGLERİNDE AY YILDIZLI BAYRAĞIMIZA YER BULANAMIYORDU ÇÜNKÜ YOKTU!

Hepsinin ortak olan noktası, DİNCİSİNİN, MİLLİYETÇİSİNİN ATATÜRK DÜŞMANLIĞIYDI ASLINDA!

Atatürkçü olan kimse var mıydı üniversiteler çevresinde o yaşanan dönemlerde bilemiyoruz. Vardıysa da çok iyi gizleniyordular!

İşte böyle bir döneme denk geldi, O dönem gençlerinin çocuklarının üniversite çağları.

Doksanların başıydı doksanüç yılı da olabilir. Kocatepe Camii Konferans salonunda, Peygamberimiz Efendimizin (s.a.v.) anlatıldığı bir konferans düzenler rahmetli merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hoca burada Peygamberin hadislerinin reddedildiğini, sünnetin yok sayıldığı bir dönemde Son Peygamberimizin hayatını yaşamını anlatmaya başlar. O gün salon tıklım tıklım doluydu.

Konferans salonunda konuşan izlediğimiz merhum baş Haydar hoca gerçekten her şeyiyle sunduğu doğru deliller ile diğerlerinden çok farklıydı. Ele aldığı her konuyu delilleriyle, âyet ve hadislerle anlatıyor, insanların hamaset duygularını canlandıracak hiçbir slogan cümlesi kurmuyordu.

Milli öz konuları büyük bir muhabbetle anlatıyordu, dahası da ATATÜRK DÜŞMANLIĞI YAPMIYORDU!

Sade akıcı ve samimi hitabıyla âyet ve hadislerle öğretiyordu, Peygamberimizin dindeki yerini.

Allah’ın Resulünün muhabbetiyle gönüllerimiz dolup taşarken, Peygamberimizin sevgisinin ve rehberliğinin bir Müslüman için ne kadar önemli ve olmazsa olmaz olduğunu kalplerimiz tasdik etmiş, akıl ise kabiliyetince idrak etmişti. Peygamberimizin hayatından anlattığı bazı olayları hiç unutmadım.

Zamanda bir delik açmıştı sanki ne zaman dönüp oradan baksak bizi peygamberimizle buluşturuyordu. Ve bu duyguları kapağını her açtığımızda bize yaşatacak, Peygamberimizin hayatını anlattığı iki ciltlik “RAHMETEN LİL ALEMİN” isimli bir eser yazdı. Artık bu uğurda emek harcayan güzel insanı da elimden geldiğince takip etmeye başlamıştım!

Peygamberimizi (s.a.v.) yok sayanlarla bütün imkanlarıyla yazı ve sözlü bir şekilde mücadele etmeye başlamıştı. Bu iş için kurulmuş kurumların veremediğini, İlahiyat Fakültelerinin veremediği mücadeleyi, O artık tek başına vermeye başlamıştı. Ne acıdır ki, Peygamberimizi (s.a.v.) devre dışı bırakmaya çalışanlar, akademik kariyerlerini kullanarak bunu yapıyorlardı. Bunlar sözde akademisyenlerdi. Özde değil, özde olan mücadele veren Baş hocaydı.

Bir gün bir sohbetinde hayattayken şöyle söylediğini hatırlıyorum:

“BEN DELİLLERİYLE MESELEYİ ORTAYA KOYUYORUM, ADAM BEN PROFESÖRÜM DİYOR!

Profesörlükse bu millete gerçekleri anlatmanın yolu o zaman profesör olmalıydı.

“MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZ DİNİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZDÜR, DİNİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZ DE MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZDÜR” diyordu her mecrada. Ülkenin ne sağcısında ne solcusunda vardı böyle bir slogan. Birini kabul eden diğerinin inkarı üstüne kurmuştu, fikir binasını. Rahmetli merhum Haydar Baş hoca bambaşka bir ufuk açıyor, birleştiriyordu.

Sohbetlerinde, “ASKERLİK PEYGAMBER OCAĞIDIR, MEHMET HAZRETİ MUHAMMED (S.A.V.)’İN ADININ TÜRKÇESİDİR, MEHMETÇİK KÜÇÜK MUHAMMED DEMEKTİR, ASKERİMİZ OLMASA DİNİMİZİ YAŞAYACAĞIMIZ BİR VATANIMIZ OLMAZ, NAMUSUMUZ OLMAZ” diyordu. Askere sahip çıkıyordu. Devlete sahip çıkıyordu. Laikliği anlatıyordu. Gazi Atatürk’ten büyük bir saygıyla bahsediyor ve hiç usanmadan sıkılmadan bunları dinleyenlere anlatmaya devam ediyordu.

Toplumun alışık olduğu hoca tiplerinden çok farklıydı. Bundan hiç şikayetçi değildik. Çocukluğumdan beri ettiğim bir duam vardı, hem ahirete hazırlayacak gerçek bir dindar, hem de VATANINI BAYRAĞINI MİLLETİNİ SEVEN, ÜLKESİNİ DAHA GÜZEL YARINLARA TAŞIMAYA ÇALIŞACAK BİR LİDER. DUAM KABUL OLMUŞTU!

Haydar Hoca ölene kadar kıyısına yanaştığım berrak tertemiz bir deniz gibi bir insandı. Bu denizin bütün kıyılarına varmak onun engin ilminden istifade etmek istiyordu hayattayken birçok insan. Fakat daha sonra tek bir insan için, Onun ilminin bütün kıyılarına varmanın mümkün olmadığını anlayacaktım. Çünkü O bir deniz değil ucu bucağı olmayan bir ummandı!

1997‘nin sonuna doğru, ilginç bir gelişme yaşandı. Fetullah Gülen, yeni dönemin nam-ı diğer hoca efendisi, ABD’de kardinalle görüşmüş, “DİYALOG VE HOŞGÖRÜ” söylemleri başlatmıştı.

Gülen’in bu açılımına, dönemin ünlü gazetecileri, işadamları ve siyasiler destek veriyorlardı. Cemaat liderleri suskundu. Başta konuyla ilgili bir açıklama yapmayıp sessiz kalan Diyanet, ilerleyen yıllarda Gülen cemaati ile birlikte bütün “DİYALOG” faaliyetlerinin içinde yer alacaktı.

Sadece bir kişi elindeki bütün imkanlarla buna karşı çıkıyordu. Haydar Hoca önce Fetullah Gülen’e bir mektup yazıp, yapılanın yanlış olduğunu, hemen bu yanlıştan dönmesi gerektiğini, çok güzel bir üslupla ve âyetlerle delillendirerek anlatmıştı. Gülen ve ekibinden bu nazik uyarıya bir cevap gelmedi. Şubat 1998’de Vatikan’da Papayı ziyarete giden Gülen, Papaya verdiği mektupla, yeni bir din ihdas ediyor gibiydi.

Gülen, Kur’ân’ı Kerimin konuyla ilgili pek çok âyetini açıktan yok sayıyordu. Ama bu âyetleri bilen tek kişi Haydar Hocaydı sanki. Siyasiler bu hareketin arkasına aldığı ABD rüzgarından yararlanmak istiyor, cemaat liderleri ise doğruyu söyleyemeyecek kadar korkuyorlardı. Bir tek Haydar Baş, yazılarıyla, televizyon sohbetleriyle ve Onun uyarılarını kapı kapı dolaşıp insanlara anlatan bir ekibi ile duruyordu, Fetullah Gülen’in karşısında!

Haydar Baş Bey yaptığı sohbetlerinde, her zaman bir MÜSLÜMAN TÜRK KİMLİĞİ VURGUSU YAPIYOR, GAZİ ATATÜRK’ÜN ÖRNEK KİŞİLİĞİNDEN BAHSEDİYOR VE GÜLEN HAREKETİNİN, BU KİMLİĞİ ORTADAN KALDIRACAK, AİDİYET DUYGUSUNU YOK EDECEK ÇOK TEHLİKELİ BİR FAALİYET İÇİNDE BULUNDUĞUNU ANLATIYORDU!

Anlatmakla kalmadı önce “DİN TAHRİPÇİLERİNE KUR’ÂN-I KERİM’İN CEVABI” adlı kitabını ve sonra bunun devamı niteliğinde “DİNİ VE MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZE YÖNELİK TEHDİTLER” isimli kitabını yazdı. Bu eserlerde MİSYONERLİK FAALİYELERİ BÜTÜN BOYUTLARIYLA ele alınmış, “DİYALOG” çalışmasının Papalığın bir misyonu olduğu delilleriyle anlatılmıştı.

Onun bu söylediklerinde ne kadar haklı olduğunu, Temmuz 2016’da yaşanan KALKIŞMA HAREKETİ GÖSTERECEKTİ…

YAZAR: Orhan ORGARUN

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?