• DOLAR
    7,9358
  • EURO
    9,4652
  • ALTIN
    461,61
  • BIST
    10,6649
Eğitim Güneşi
Eğitim  Güneşi
erdaldogru73@gmail.com
Cumhuriyetin Çığlığı: Acil Demokrasi
  • 0
  • 03 Kasım 2020 Salı
  • +
  • -

1.Dünya emperyalist paylaşım savaşı ile başlayan işgale karşı Türkiye’de yaşayan farklı kimlik, kültür ve inançlara sahip halkların emperyalizme karşı verdikleri mücadelenin kazanılması sonrası kurulan Cumhuriyet’in üzerinden 97 yıl geçti.

Yüzyıllık bir geçmişi geride bırakmak üzere olduğumuz Cumhuriyet bugüne kadar demokratik bir yapıya kavuşturulamamıştır. 18 yıllık AKP iktidarında adım adım tekçi, gerici ve otoriter bir yapıya bürünmüş, parlamento işlevsiz hale getirilmiş, kutuplaştırma, ötekileştirme siyaseti derinleştirilmiş, Türk İslam sentezci milliyetçi ideolojinin egemen hale getirilmesi ile bugün içerisinde yaşadığımız cumhuriyet neredeyse fiilen ortadan kaldırılmıştır.

Cumhuriyet’in 97 yıllık tarihinde en genel anlamda demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla hayata geçirilemediği, “cumhur’a rağmen cumhur için” anlayışının egemen olduğu görülmektedir. Kendisini “Cumhur İttifakı” olarak adlandıran AKP+MHP ittifakının ve işbirlikçilerinin cumhurun iradesini hiçe sayan, onu yoksullaştıran, yoksunlaştıran işsiz bırakarak kuru ekmeğe mahkûm eden politikaları bu anlayışın son örneğidir.

Geride bıraktığımız yaklaşık bir asırda farklı kimlik ve inançlara sahip halkların bedenlerini siper ederek kazandıkları mücadelenin antiemperyalist, halkçı, barıştan, eşitlikten ve özgürlükten yana değerleri tekçi bir zihniyetle görmezden gelinmiştir. Bu yaklaşımlarla oluşturulan ve kapitalist sistem modeline dayanan egemenlik ilişkisi, bugüne kadar demokratik bir cumhuriyetin oluşmasını engellemiştir.

AKP iktidarı döneminde, bırakalım Cumhuriyetin demokratikleştirilmesini, mevcut kazanımlar birer birer ortadan kaldırılmış, gericiliğe ve tekçiliğe dayalı bir yönetim anlayışı hâkim hale getirilmiştir. Dinin tek mezhep üzerinden kontrolüne dayalı olan ve bu nedenle de uygulanması sorunlu olan laiklik ilkesi bugün tekçiliğin bir tezahürü olan tek mezhep-tek inanca dayalı zihniyetin kendini Türk- İslamcı bir devlet olarak kurumsallaştırmak istemesiyle sistematik bir saldırı ile karşı karşıyadır.

Dil, inanç, kültür, etnik yapı gibi aralarındaki tüm farklılıklara rağmen Cumhuriyet`in kuruluş sürecinde birlikte mücadele eden, aynı mezarlarda üst üste yatan halklar bugün çeşitli vesilelerle birbirine karşı kışkırtılmaya, birbirine düşman edilmeye çalışılmaktadır. Bu politikalar ülkemizde toplumsal gerginliği, şovenizmi, milliyetçiliği daha da yükseltmekte, sorunların barışçıl yollarla çözümünü zorlaştırmaktadır.

Bugün Cumhuriyet sadece siyasal bir kriz ile değil ekonomik krizle de karşı karşıya gelmiştir. Pandemi sürecinde de Gelir adaletsizliği, emeğin güvencesizleştirilmesi, ücretlerin düşürülmesi, işten çıkarmalar ve sosyal hakların gasp edilmesiyle emekçi sınıfların yaşamını doğrudan etkileyen bölüşüm sorunu giderek daha da ağırlaşmıştır. Tüm emekçilerin, çalışma koşulları esnekleştirilip iş güvenceleri ellerinden alınarak taşeronlara teslim/ güvencesizliğe terk edildiği ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti’nin aslen taşeron cumhuriyetine dönüştürüldüğü bir süreç bizlere dayatılmaya çalışılmaktadır.

Tüm yurttaşların parasız, eşit, nitelikli, erişilebilir ve anadilinde kamu hizmeti alma hakkını yok sayan düzenlemelere her gün bir yenisi eklenmektedir. Toplumsal yaşam siyasal İslam’ın referansları temel alınarak cinsiyetçi, piyasacı, gerici ve otoriter biçimde dizayn edilmeye çalışılmaktadır. AKP iktidarı döneminde kamu kaynakları halkın kullanımına değil, yandaş sermayeye aktarılmış, Kentsel dönüşüm’ ve “kamulaştırma” adı altında “dev” yıkım projeleri, orman alanlarının imara açılması, su varlıklarını ticarileştirilmesi, toprakların metalaştırılması yaygınlaşmış, halklarımız emekçiler nefes alamaz hale getirilmitir.

İktidar bloku hem Cumhur’un en üst iradesini temsil eden parlamentoyu işlevsiz hale getirirken hem de muhalif belediyelere kayyum atayarak yerelin iradesini ayaklar altına almaya devam etmektedir.

Emekçilerin örgütlenme özgürlüğünü, grevli toplu sözleşme hakkını teminat altına alan uluslararası sözleşme ve anlaşmalar bir yana mevcut anayasa ve yasalar bile yok sayılarak emekçiler sefalet koşullarında yaşamaya itilmekte ve gelecekleri çalınmaktadır.

Cumhuriyetin 97. yılında AKP ve tek adamın politikalarıyla gittikçe anti-demokratikleşen ülkemizin, cumhuriyetin demokratikleşmesi daha da yakıcı bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bunun için görüntüyü kurtarmaya, imaj tazelemeye yönelik geçici tedaviler değil; tek adam rejimine son veren, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, laik yeni bir toplumsal sözleşmeyi esas alan anayasa derhal gündeme alınmalıdır. 

Emek mücadelesi ile demokrasi mücadelesi arasındaki kopmaz bağları gören, gücünü fiili ve meşru mücadeleden alan kamu emekçilerinin örgütü KESK, gerçek anlamda demokratik bir cumhuriyetin ancak emekçilerin mücadelesiyle kurulacağının bilinciyle üzerinde oluşturulan tüm baskılara rağmen başta bu ülkenin kamu emekçileri olmak üzere tüm halkın hak ettiği, özlemini duyduğu bir ülkeye ve dünyaya kavuşacakları günü yakınlaştırma mücadelesinden asla taviz vermeyecektir. Halkların, emekçilerin, işçilerin kendi haklarındaki kararların öznesi olacağı bir cumhuriyet idealini savunmaya devam edecektir.

KESK ve EĞİTİM SEN , başta emeğin hakkı, sendikal özgürlükler olmak üzere ülkemizin tam bağımsızlıkçı, eşitlikçi, özgürlükçü, halkçı, laik, barıştan yana, hukuku üstün tutan demokratik bir cumhuriyette yaşamak için mücadeleyi kararlılıkla sürdürecektir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM